Cinsel Yaşam

CİNSEL İŞLEV BOZUKLUKLARI NELERDİR?

Cinsel işlev bozukluğunun evrensel olarak kabul gören bir tanımı yoktur. Masters ve Johnson cinsel işlev bozukluğunu insan cinsel yanıt döngüsünde tatminkar cinsel uyarılma ve/veya doyuma (orgazm) ulaşmada yetmezliğe yol açabilecek herhangi bir aksama olarak tanımlarlar. Yani cinsel yaşamından tatmin olmama ve bunun sürekli olması hali.

Psikiyatrinin temel kitabı kabul edilen DSM-IV ise cinsel işlev bozuklukları için cinsel yanıt döngüsünü belirleyen sürecin bozulması ya da cinsel ilişkide ağrı ile karekterizedir. Ve tanı konulmadan önce kişinin cinsel istek beklentiler ve performansına yönelik tutumlarını etkileyebilecek etnik, kültürel, dini ve sosyal yapısı göz önünde bulundurulmalıdır.

CİNSEL İSTEK BOZUKLUKLARI
Azalmış cinsel istek bozukluğu
Cinsel tiksinti bozukluğu

CİNSEL UYARILMA BOZUKLUKLARI
Kadında cinsel uyarılma bozukluğu
Erkekte Sertleşme Bozukluğu

ORGAZM BOZUKLUKLARI
Kadında orgazm yokluğu
Erkekte orgazm yokluğu
Erken Boşalma

CİNSEL AĞRI BOZUKLUKLARI
Disparoni (Cinsel ilişkide ağrı duyma)
Vajinismus
Genel tıbbi duruma bağlı cinsel işlev bozukluğu

CİNSELLİK VE EŞLER ARASI İLETİŞİM

Eşler arasında yaşanan cinsel uyumsuzluk yada cinsel olarak tatminsizliğin önemli nedenlerinden biride cinsel partnerle cinsellik hakkında iletişim eksikliğidir .Neyin hoş olduğu konusundaki iletişim eksikliği sıklıkla gerçekdışı beklentilerin sonucudur. Bu şu şekilde açıklanabilir; “Gerçekten bana ilgi gösterseydin, benim neden hoşlandığımı bilirdin”. İstenenin ya da tercih edilenin eşler arasında konuşulmaması cinsel etkinlikte tatminsizliğe yol açar ve bu durum yıllarca devam edebilir. Bazı hekimler tarafından “düşünce okunması” olarak adlandırılan bu tarz bir iletişim sorunu, pek çok çiftin yaşamlarının diğer anlarında geliştirdikleri bir alışkanlıktır. Yaralanmaktan ya da diğer kişinin egosunu yaralamaktan korkan her birey partnerinin ne istediğine kendisi karar vermeye çalışır. Bu yüzden de sanmalarla yürüyen ilişkilerde eşler hep karşı tarafın kendisini anlamasın beklerlerse sonuçta iletişimin bozukluğu yaşanır.  

Bunu halletmenin en iyi yolu ise beklentilerinizi ifade etmeniz ve zaman zaman da karşınızdaki insanın beklentilerini sormanızdan geçer. Normal yaşamda da geçerli olan bu durum cinselliğin yaşanmasında  daha da etkili olacaktır. Çünki halen çok mahrem şeyleri paylaşan eşler arsında bile kendi arzularının ifade edememenin olduğunu görüyoruz. 

Cinsel isteğini eşine ifade edemeyen bir kadınının temelde almış olduğu eğitimin etkisiyle isteğini kocasına ifade eden bir kadının kötü olarak damgalanacağı kaygısı var halen. 

Bu da eşler arsındaki cinsel iletişimi bozmakta ve cinsel istek bozukluğundan tutun uyarılma ve orgazm bozukluklarına kadar bir çok durumun karşımıza çıkmasına neden olmaktadır. 

Çözüm kendinizi anlaşılmayı beklemek yerine ifade etmeniz.

Karşıdakini anlamaya çalışmak yerine sormaktan geçiyor.

CİNSEL İŞLEV BOZUKLUĞU DİĞER HASTALIKLAR İLİŞKİSİ

Cinsel işlev bozukluğu vakalarının psikiyatrik durumu yıllardır tartışmalı bir konu olmuştur. Geleneksel psikoanalitik yazarlar, empotans ve anorgazmi gibi cinsel işlev bozukluklarını yaşamın erken evrelerinde oluşan ve erişkin yaşta derin köklü ve yaygın nörotik ya da kişiliğe bağlı güçlükler biçiminde ortaya çıkan gelişimsel anomali belirtileri olarak tanımlamışlardır.

Erkeklerde diğer bir psikiyatrik bozukluk bulunma oranının, erken boşalmada (prematüre ejakulasyonu olanlarda) %34, inhibe cinsel uyarılma (erektil disfonksiyon) tanısı alanlarda %50 olduğunu bildirilmiştir. Empotans vakalarında %12 oranında kişilik bozukluğu, %8 duygu durum bozuklukları, %9 anksiyete bozukluğu, %4 uyum bozukluğu, %2 somatoform bozukluk, %3 psikotik bozukluk;

Prematür ejakulasyon saptanan vakalarda %16 oranında kişilik bozukluğu, %8 afektif bozukluk, %7 anksiyete bozukluğu, %3 uyum bozukluğu saptanmıştır.

CİNSEL İŞLEV BOZUKLUKLARI SIK MIDIR?

Cinsel işlev bozukluğu ile ilgili araştırmalar; cinsel sorunlarla kliniklere başvuran hasta grupları, özel klinik hasta grupları veya gönüllü normaller üzerinde yapılmakta ve sıklık bu araştırmalara dayanmaktadır. Bu nedenle bir çok araştırmacının belirttiği gibi genel toplumda cinsel işlev bozukluğu sıklığına ilişkin uygun veri yoktur.

Tam sıklık bilinmemekle beraber cinsel işlev bozukluklarının çoğunun, özellikle hafif biçimlerinin yaygın olduğuna inanılır. Özellikle ülkemizde yakın zamana kadar tabu olan bu durumların sıklığı hakkında sağlıklı verilerimizin olduğunu söylersek sizi yanıltmış oluruz. Her türlü çalışmanın yapılmış olduğu ABD verilerine ve genel poliklinik pratiğimize dayanarak şunu söyleyebiliriz.

Evli çiftlerin % 50 sinde cinsel sorun olduğu.

Erkeklerin %50 sinin geçici erektil güçlük yaşadığını belirtmiş ve bunun normal cinsel davranış sınırları içinde kabul edilmesi gerektiği düşünülmektedir. Yani bir erkek hayatının her anında yeterli verimli olacak diye bir kayıt yoktur.

Erkek cinsel işlev bozukluklarının en sık rastlananı erken boşalmadır. Belki de erkeklerin % 50-60 ı bundan şikayetçidir.

Cinsel işlev bozuklukları kliniklerine başvuran erkeklerin sıkça yakındıkları bir durumda sertleşme bozukluğudur. Cinsel işlev bozukluğu tedavisi için başvuran erkeklerin %36-40’ında birincil yakınmanın sertleşme bozukluğu olduğunu saptamışlardır.

Geçen zaman içinde sertleşme bozukluğundan yakınan erkeklerin tedavi arayışlarında artış olduğu düşünülmektedir.

Evlilik terapisine başvuran erkeklerde erektil disfonksiyon (sertleşme bozukluğu) oranının (%27) cinsel tedavi istemi ile başvuran erkeklerin oranından (%36) daha düşük olduğunu saptamışlardır.

Yapılan bilimsel çalışmalarla genel popülasyonda erektil disfonksiyon oranı %4-9 arasında bulunmuştur.

Erkekte orgazm bozukluğu (retarde ejakulasyon) daha seyrek görülen bir cinsel işlev bozukluğudur. Klinik çalışmalar, cinsel işlev bozukluğu tedavisi için başvuran vakaların % 3-8’ inde bu bozukluğun saptandığını göstermektedir.

Evlilik terapisi istemi ile başvuran erkeklerin % 17’ sinde orgazm bozukluğu saptanması marital uyum azlığı ile erkekte orgazm bozukluğu arasında ilişki olabileceğini düşündürmekte ve bu bozukluğun psikososyal açıdan önemini ortaya koymaktadır.


Özet olarak; klinik gruplarda yapılan araştırmalarda erkekte erektil bozukluk daha sık görülmektedir. Prematüre ejakulasyon ise genel popülasyonda daha yaygın gibi görünmektedir. Erkekte orgazm bozukluğu hem genel popülasyonda hem de klinik gruplarda daha az sıklıktadır.

ÇOCUK CİNSELLİKTE NEYİ MERAK EDER ?

Çevresini ve dış dünyayı yeni yeni tanımaya çalışan çocuğun özellikle 3 yaş civarında aşırı meraklı olduğu ve bu dönemlerde anne-babasını çeşitli konularda soru bombardımanına tuttuğu bir gerçektir. Bu sorulardan anne ve babayı en çok zorlayanı çocuğun cinsel içerikli soruları olmaktadır. Ansızın, beklenmedik anda böyle bir soruyla karşılaşan anne ve baba ne yapacağını bilmemenin verdiği telaşla ayıptır, daha sen çok küçüksün gibi kaçamak cevaplar vererek çocuğu başından savmak veya soruyu duymamazlıktan gelerek cevapsız bırakmayı tercih eder.Oysa bu tutum çocuğun var olan merakını bir kat daha artırır. Bu merakı gidermek için çocuk anne-babanın yatak odasına ani baskınlar düzenler, onları banyo yaparken gizlice izlemeye çalışır ya da arkadaşlarının bedenlerini incelemek ister.

Çocuğun cinsel içerikli sorularının temelinde cinsel duygular değil onun üremeye yani bebeklerin nasıl dünyaya geldiklerine dair merakı yatar. Bu çocuğun uzaya gezegenlere ya da hayvanların yaşayışlarına olan merakından farklı değildir. . Anne ve babanın sorular karşısında duyduğu gerginlik bu farkı bilmemekten ve çocuğun cinsellik anlayışını erişkin anlayışıyla karıştırmaktan kaynaklanmaktadır. Çocuğa cinsel bilgiler vermenin ideal zamanı onun bu konularda soru sormaya başladığı dönemlerdir. Bu tür sorular genellikle 3 yaş civarında sorulmaya başlanır. İlk sorular kendi bedeni , annenin bedeni ya da bir kardeşin dünyaya gelişi ile ilgilidir. Ona vereceğimiz cevapların içeriği yaşa bağlı değişebilir. Ancak asıl dikkat edilmesi gereken gerçek dışı ifadelerden kaçınmaktır. Örneğin bebekler nasıl gelir ? sorusu çocukların sıkça sorduğu bir sorudur. Buna çok basit şekilde şöyle cevap verebiliriz. Bebekler annenin karnında büyürler. Orada bebeklerin büyümesi için özel bir yuva vardır. Burada büyürler ve bir süre geçtikten sonra annenin döl yolundan dışarı çıkarlar. Bunun yerine bebekler leylekler tarafından getirildi ya da çarşıdan satın alındı gibi gerçek dışı ifadeler çocuğun yanlış bilgilenmesine neden olacak ve bir müddet sonra bu cevabın doğru olmadığını anlayan çocuk merakını gidermenin ve sorularına cevap bulmanın başka yollarını arayacaktır. Diğer taraftan bazı anne ve babalar da çocuklarının sordukları soruları kuşlar , arılar gibi hayvanlar üzerinden onları anlatarak cevaplamak isterler. Böylece üreme ile ilgili bilgilerin daha masum hale geleceğini ve cinsellikten arınacağını düşünürler. Oysa çocuğun asıl merak ettiği konu insanların üremesidir. İşe kuşlar ve arılarla başlamak sadece anne-babanın sıkıntısını hafifleten kaçamak bir yoldur , çocuğun merakını gidermez.

Çocuğun sorularına verilecek cevaplar onun merakını giderici ve doyurucu olmalıdır. Ancak bilgi verme amacıyla çocuğa her şeyi tüm detayları ile anlatmak ve çocuğun aklını karıştırmak da gerekmez. Çocuğun neyi anlayıp anlamayacağını kavramak zor değildir. Her çocuğa yaşına uygun anyabileceği bir dil kullanarak bilgi verilebilir. Çocuğa cinsel konularda yaşına uygun bilgi vermek ona basit trafik kurallarını öğretmek gibidir. Bu bilgilerden onu uzak tutmak ileride karşılaşacağı olaylara karşı savunmasız bırakacak ve yaşam boyu onun izlerini taşımasına neden olacaktır. Vereceğimiz her türlü bilginin doğru ve abartısız olması gerekir. Uydurma yanlış, saçma ve hayali bilgiler vermek çocuğun zihnini bulandırır ve ileriki yaşamı için sorunlar oluşturur. Kullanılan dil basit olmalı ve fazla detaya girilmemelidir. Çocuğa her şeyi detaylı biçimde anlatmanın bir anlamı ve yararı yoktur. Ona yaşına göre kaldıramayacağı derinlikte bilgiler vermek cinselliğin erken devreye girmesine neden olabilir. Cinsel konulardan bahsederken anne ve babaların yüz ifadeleri, gerginlikleri ve huzursuzlukları da çocuklar tarafından dikkatle algılanır. Huzursuz, gergin ve utungaç bir ifadeyle ne söyleyeceğini bilemeyen anne ve babalar çocuklarına bu konunun aslında konuşulmaması gereken kötü ve çirkin şeyler olduğu mesajını vermiş olurlar. Oysa çocuğun algılaması gereken cinselliğin doğallığı ile birlikte gizliliği ve özelliğidir.

Çocuğa üreme ve cinsellik hakkında bilgi vermeye en uygun kişiler anne ve babalardır. Ancak bu gerçeğe rağmen anne ve babalar bilgilendirme açısından kendini yetersiz bulur ya da sıkıntı duyduğu için çoğunlukla bundan kaçarlar. Çocuk ise yaşı ilerledikçe bu konudaki bilgileri dışarıdan başka yollarla öğrenmeye çalışılır. Böyle bir yolla bilgi edinmeyi anne ve baba olarak sizin kontrol edebilme şansınız hiç yoktur.

Çocukların bir kısmı anne ve babaların cinsel yaşamı hakkında soru sorarlar. Cinsel bilgi verme adına anne-babanın çocuklarına cinsel yaşantılarından bahsetmesi sakıncalıdır. Cinsel yaşantıların çok özel konular olduğu ve başkaları ile paylaşılamayacağı ifade edilmelidir. Anne ve babaları sıkıntıya sokan diğer bir düşünce de çocuklarının öğrendikleri bilgileri uygulamaya koyacakları endişesidir. Aslında bu düşünce yetişkinlerin kendi düşüncelerini çocuklara yansıtması anlamına gelir. Çocuk erişkinler gibi cinsel istek ve ilgi duymadığından bu korku yersizdir. Ayrıca biyolojik olarak da hormonlar tarafından uyarılmamaktadır. Çocuğun sorularına yol açan sadece bilgi edinme isteğidir.

İleri görüşlülük adına çocuğa yaşının üstünde detaylı bilgiler veren ve çocuktan hiçbirşeyi gizlenmemesi gerektiğini düşünen anne ve babalar vardır. Bu anne-babalar rahatlıkla evde çıplak dolaşabilmekte ya da yaşı ilerlemesine rağmen çocuğu ile birlikte banyo yapabilmektedirler. Bu tür tutum ve davranışlar çocuğun ruhsal gelişimi için oldukça sakıncalıdır. Çocuğun anne-babasıyla aynı yatakta yatmasının da benzer sakıncaları vardır. Doğduğu günden itibaren en kısa zamanda çocuğun yatağı ve odası ayrılmalıdır.

Cinsel konularla ilgili soru sormayan çocuklar ya daha önce sordukları sorular nedeni ile ayıplanmıştır ya da kendilerini rahat hissedecekleri bir ev ortamı bulamamışlardır. Bu nedenle oyunlarında ve arkadaşları ile konuşmalarında sorularına cevap ararlar. Merakını gidirmek isteyen çocuk doktorculuk oynayarak hemcinslerinin ve karşı cinsin bedenini keşfetmeye çalışır. Bu durum bazı anne ve babaların telaşlanmasına neden olur. Başlangıçta bu tür araştırma ve merak giderme çabaları bir noktaya kadar doğal karşılanmalı ve çocuk suçlanmamalıdır. Ancak çocuğa yaptıklarının farkında olduğunuz mesajını vermeli ve merakını giderici gerekli açıklamalarda bulunmalısınız.

CİNSEL BİLGİLER KONUSUNDA CAHİLİZ

Yaklaşık 1 yıldır devam ettirdiğim yazılarımda en çok ilgi çeken ve en çok merak edilen konular cinsel konular oldu. Soruları genellikle halk arasında yanlış bilinen ve bu yanlış bilgi nedeniylede  cinsel yaşamında olumsuzluklar yaşayanlar sordu. Belki hiç sorun olmaması gereken basit şeyler zihni meşgul etti büyüdü büyüdü. Bu nedenle kısa kısa da olsa cinsellikle alakalı en çok sorulan soruları burada anlatmaya çalışacağım. 

Cinsel istek yokluğu ve orgazm sorunu en çok kadınlarda erken boşalma ve sertleşme sorunu da en çok erkeklerde yaşanan cinsel sorun olarak karşımıza çıkmakta.  Bu nedenle bu konulara ağırlık vererek yazmaya çalışacağım 

Cinsellik 4 aşamada yaşanır. 

Cinsel istek
Uyarılma
Orgazm
Gevşeme


Bu dört fazın herhangi birinde sorun varlığı sağlıklı bir cinsel yaşamı etkiler. Cinsel yaşamın sağlıksızlığı eşler arasındaki uyumu bozduğu gibi genel olarak cinsel işlev bozuklukları varlığı da sıkıntı kaynağıdırlar. Cinsel sorunlar bazen başka bir tıbbi sorunun neticesi olarak karşımıza çıksalar da  tek başlarına da sıklıkla görülebilmektedirler. Genel sağlık sorunlarının neticesi olarak ortaya çıkan cinsel işlev bozukluklarının tedavisine öncelikle sağlık sorununun çözümü ile başlanır. Bundan sonra sorun devam ediyorsa altta yatan psikojenik sebepler araştırılarak çözülmeye çalışılmalıdır. 

Bazen de psikiyatrik sorunların neticesi olarak cinsel işlev bozuklukları karşımıza çıkabilir. En sık depresyonda olmak kaydıyla anksiyete ( sıkıntı ) bozukluklarında sosyal fobi de  karşılaştığımız problemlerdir cinsel sorunlar. 

Çözümlerinde doğru bilgi çoğunlukla yeterli olacakken yanlış kaynaktan alınan yanlış bilgiler sorunu büyütmekten başka bir işe yaramamaktadır.



Cinsel Yaşam >> AZALMIŞ CİNSEL İSTEK BOZUKLUĞU


AZALMIŞ CİNSEL İSTEK BOZUKLUĞU

Sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde cinsel fantezilerin ve cinsel etkinlikte bulunma isteğinin az olması (ya da hiç olmaması) ile belirlidir.

Azalmış cinsel istek bozukluğu için tanı koymada aşağıdakilere dikkat etmek gerekir.

a - En az 6 ay süreyle tüm cinsel etkinlik sıklığının ayda iki kez ya da daha az olduğunun bildirilmesi,

b - Buna eşlik eden, herhangi bir cinsel davranışta bulunmaya yönelik öznel istek kaybı. Cinsel etkinliğe yönelik ilginin azalması, profesyonel yardım arayışı içinde olan çiftlerde en sık rastlanan yakınmalardan biridir. Bu durumda azalmış ya da tamamen kaybolmuş cinsel ilgi, cinsel ilişki kurmaya yönelik girişimleri olanaksız kılar hatta cinsel tiksinti bozukluğu gelişebilir.

CİNSEL TİKSİNTİ BOZUKLUIĞU

Sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde bir cinsel eş ile genital cinsel ilişki kurmaktan aşırı tiksinti duyma ve bundan tümüyle (ya da hemen tümüyle) kaçınma olarak tanımlanır.

Cinsel tiksinti bozukluğu hem erkeklerde hem kadınlarda görülebilir. Cinsellikten tiksinen birey cinsel ilişkiden sürekli kaçınır. Daha ağır şekillerinde, cinsel etkinliğe yol açabileceği korkusu ile birey, dokunmaktan ve iletişim kurmaktan da kaçınabilir.

Cinsel tiksinti bozukluğu tek başına veya diğer cinsel işlev bozuklukları ile birlikte bulunabilir; diğer cinsel işlev bozukluklarının nedeni ya da sonucu olabilir. Erkekte birincil cinsel tiksinti bozukluğu, birincil erektil disfonksiyon ya da retarde ejakulasyon (gecikmiş boşalma) ile sıklıkla bir arada bulunur.

ERKEKTE SERTLEŞME BOZUKLUĞU

LoPiccolo, cinsel ilişkiyi gerçekleştirmeye yetecek nitelikte bir setleşmeyi sağlayamama veya bunu sürdürememeyi sertleşmede yetmezlik olarak tanımlar.

Masters ve Johnson, 1970’ de cinsel ilişkilerinin en az % 75 inde koitusu (penisin vajinaya girmesi) gerçekleştirebilecek nitelikte ereksiyona (sertleşmeye) ulaşamayan erkekler için empotans terimini kullandılar. Ayrıca hiç bir zaman koitusu gerçekleştirebilecek nitelikte ereksiyona ulaşamayan ya da bunu sürdüremeyen erkekleri primer (birincil ) empotans, en az bir kez başarılı ilişkide bulunmuş olanları da sekonder (sonradan olan) empotans olarak tanımladılar.

Kaplan 1974’ de empotans teriminin yetersizliğini vurgulayarak erektil disfonksiyon (sertleşme bozukluğu) terimini önerdi. Temel bozukluğun erektil (sertleşmeye ait) reflekste olduğunu belirterek erektil disfonksiyonu, penisin ereksiyonunu sağlamak için kavernoz sinüslere yeterli kanı pompalayan damarsal (vasküler) refleks mekanizmanın yetmezliği olarak tanımladı. Aynı zamanda birincil - ikincil ayırımına tam ve durumsal erektil disfonksiyon ayırımını ekledi. Tam erektil disfonksiyonu olanlar hiç bir durumda ve hiç bir eşle sertleşme olmaz. Durumsal sertleşme bozukluğu ise belli durumlarda veya bazı cinsel partnerlerle (eş) ortaya çıkar.

Yaygın olarak kullanılan empotans kavramı, Alman ekolünde (Kockott G,1990; Schmidt ve (16) Arentewicz, (1978) erkekte görülen cinsel işlev bozukluklarının tümünü tanımlar. Pek çok yayında ise empotans sertleşme bozukluğu ile eş anlamlı olarak kullanılır.

Buna göre sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde yeterli bir ereksiyon (Penis sertleşmesi) sağlayamama ya da cinsel etkinlik bitene dek bunu sürdürememe olarak kabul edilir.

Sertleşme bozukluğunun tanı kriterlerini tekrar gözden geçirirsek.

A- Sürekli olarak yada yineleyici bir biçimde yeterli bir sertleşme sağlayamama yada cinsel etkinlik bitene dek bunu sürdürememe,

B- Bu bozukluk belirgin bir sıkıntıya kişiler arası ilişkilerde zorluklara neden olur.

C- Bu cinsel işlev bozukluğu başka bir Eksen I tanısı ile daha iyi açıklanamaz( Başka bir cinsel işlev bozukluğu tanısı dışında ) ve sadece bir maddenin ( Örn: kötüye kullanılabilen bir ilaç, tedavi için kullanılan bir ilaç, yada genel tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir. )




ERKEN BOŞALMA PREMATÜR EJAKÜLASYON

Çeşitli araştırmacılar tarafından vajinaya girişten ejakulasyona kadar geçen zaman veya penisin vajina içersinde gidiş-geliş sayısı esas alınarak tanımlanmaya çalışıldı. Masters ve Johnson 1970’ de prematüre ejakulasyonu; erkeğin, cinsel birleşmelerinin en az % 50 sinde, eşinin orgazma ulaşmasına yetecek kadar boşalmayı geciktirememesi olarak tanımladılar. Kadınların orgazma ulaşma sürelerinde ve orgazm olma oranlarında bireyler arası büyük farklılıklar gözlenmesi bu tanımın kullanılabilirliğini sınırladı.

Kaplan’ın belirttiği gibi erken boşalma, vajinaya girişle ejakulasyon arasındaki zaman veya giriş-çıkış sayısı ya da ejakulasyondan önce eşin orgazm olma oranı gibi niceliksel terimlerle tanımlanamaz. Önemli olan ejakulatuar refleks üzerinde istemli denetimin olmaması ve yüksek uyarılma düzeylerine, refleks olarak ejakulasyon ortaya çıkmadan dayanılamamasıdır

Kısaca Erken Boşalma (prematüre ejakulasyon) sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde, çok az bir uyarılmayla ve kişinin istemesinden önce, vajinaya girme öncesi, girer girmez ya da hemen sonra ejakulasyonun olması şeklinde tanımlanır.

AĞRILI CİNSEL İLİŞKİ-DİPARONİ

Ağrılı cinsel ilişki olarak bilinir. Kadınlarda çok yaygın görülmekle birlikte erkeklerde de olabilir.

Bu durumu erkekte ya da kadında cinsel ilişkiye yineleyici bir biçimde ya da sürekli olarak eşlik eden genital ağrı olması şeklinde tanımlar. Kaplan, disparoniye benzer olarak bazı erkeklerde ejakulasyon sırasında ya da ejakulasyondan kısa bir süre sonra şiddetli bir ağrı ortaya çıktığını belirterek bunu, psikojenik ejakulatuar ve post ejakulatuar ağrı sendromu olarak adlandırır. Bu ağrı dakikalarla sınırlı kalabilir ya da günlerce sürebilir. Ağrıya kremaster ve/veya iç genital organların düz kaslarındaki spastik kasılmanın neden olduğu sanılmaktadır.



CİNSEL İLİŞKİNİN SAFHALARI

Masters ve Johnson(1966), insan cinsel yanıt sürecinin fizyolojik olarak birbirini izleyen 4 aşamaya ayırdılar:

1- Uyarılma (Excitement)
2- Plato(Plateau)
3- Orgazm(Orgazm)
4- Çözülme(Resolution).



1974 yılında Kaplan’ın bunlara daha psikolojik bir boyut olan istek aşamasını eklemesi ve diğer aşamaların birleştirilerek tek başlık altında toplanması ile Kaplan’ın trifazik (üç fazlı) modeli geliştirildi:

1- Cinsel istek (sexual desire)
2- Cinsel uyarılma ( sexual arousal)
3- Doyum (orgazm)



Önerilen bu fazların herhangi bir yerindeki bozukluk cinsel işlev bozukluklarının sınıflamasına yardımcı olur.

CİNSEL İSTEK (DESİRE)

Fizyolojik, bilişsel ve davranışsal bileşenler içeren ve gelişimsel ve kültürel etkilerle biçimlenen karmaşık bir oluşumdur. Androjenlerin erkekte cinsel isteğin önemli bir belirleyicisi olduğuna dair kanıtlar vardır. Hipogonadik(Hormonal seviyesi düşük) ya da kastre (iğdiş edilmiş) erkeklerde dışarıdan verilen cinsiyet hormonlarının (eksojen testesteronun) kesilmesi cinsel ilgide ani bir azalmaya yol açarken bunun tersi olarak dışarıdan verilen hormonlar (replacement therapy) cinsel düşünceleri belirgin biçimde arttırarak bir kaç hafta içinde cinsel isteğin düzenlenmesini sağlar. Androjenlerin cinsel dürtü ve davranışları hangi mekanizma ile etkiledikleri tam olarak açıklığa kavuşmamıştır. Ancak hayvan deneyleri beynin bir bölgesinde (median preoptik hipotalamik bölgenin ve bu bölge ile ilişkili limbik yapıların) cinsel davranışın düzenlenmesinde önemli rolü olduğunu göstermektedir. Normal erişkin erkeklerde testosteron kan düzeyleri büyük bireysel farklılıklar gösterir. Cinsel dürtü ve davranıştaki bireysel değişiklikler sadece testosteron düzeyleriyle açıklanamamaktadır. Yani cinsellik hormonları ile cinsel istek arasında direkt bağ kurulamamıştır.

Estrojen gibi steroid ve prolaktin gibi nonsteroid hormonların ve endojen opiyat peptidlerin erkekte cinsel istek ve uyarılma üzerinde etkili olduğunu düşündüren bazı bulgular da vardır. Örneğin yüksek prolaktin seviyeleri kandaki androjen düzeylerinden bağımsız olarak cinsel istek azalmasına yol açabilir. Bu, prolaktinin doğrudan bir etkisi olabileceği gibi cinsel dürtülerin devamından sorumlu merkezi dopaminerjik aktivitenin azalmasını da yansıtabilir.

CİNSEL UYARILMA (SEXUAL EROUSAL)

Erkekte öznel cinsel heyecan ve zevk duygusuna eşlik eden ereksiyon (penisin sertleşmesi) ile belirgin durumdur. Kadında ise cinsel organlarda ortaya çıkan hacim değişiklikleri ve ıslanma ile karekterizedir.

DOYUM (ORGASM)

Her iki cinste de cinsel zevkte doruğa ulaşmakla birlikte üreme organlarını oluşturan yapıların ve anüs ve cinsel organlar çevresindeki kasların ritmik kasılması, kalp-damar ve solunum değişiklikleri ve cinsel gerginliğin boşalması ile karekterizedir. Erkekte fızyolojik sürecin iki fazı vardır. Erkekte boşalmanın en iyi göstergesi ejakulasyon yani boşalma sayılabilir. Kadında da benzer bir boşalma vardır. Kaslardaki gevşeme daha ön planda yer alır.

Nöroendokrin (İç salgı sistemi ve beyinle ilgili) araştırmalar oksitosinle cinsel uyarılma ve orgazm arasında bir ilişki bulunduğunu göstermektedir. Orgazm boyunca psikofızyolojik olarak ölçülen perineal kontraksiyonlar, kan basıncı yükselmeleri ve oksitosin plazma düzeyleri arasında doğru orantı olduğunu göstermiştir.







CİNSEL İŞLEV BOZUKLUĞU TEDAVİSİ

Cinsel işlev bozukluklarının tedavisi, iki ana başlıkta toplanabilir: Bunlar ön planda psikojenik etkenin rol oynadığı ve ön planda organik etkenlerin yer aldığı tedavi yöntemleridir. Ancak bütün cinsel işlev bozuklukları özgül bir tedavi gerektirmez. Bu sorunların pek çoğu yanlış ve eksik bilgilenmeler ve bunlara bağlı “abartılı beklentiler”den kaynaklanmaktadır. Cînsel işlev bozuklukları, uygunsuz çevresel koşullar nedeni ile de ortaya çıkabilir. Evde başkalarının varlığı ya da çocukların, ebeveynin yatak odasına özgürce girip çıkabilmeleri ereksiyon sertleşme sorunlarına yol açabilir.

Cinsel istekler ve ihtiyaçları ifade etme güçlükleri, erektil işlev bozukluklarının bir diğer nedenidir. Cinsel isteklerinin normal sınırlar içinde olup olmadığı konusunda bireyin kuşkuları da varsa ifade güçlükleri özellikle belirgin olur. Bu sebeple çok yaygın olarak uygulanan oral genital ilişki biçimleri bireye anormal gelebilir.

Cinsel danışmanlık verilerek bu ve benzeri sorunların üstesinden gelmek mümkün olabilir. Danışman bazen ilk kez ifade edilen bir isteğin aracısı konumundadır; bazen de çekinik olan partnere, o ana kadar söylemeye cesaret edemediği isteklerini dile getirmesi yolunda yardımcı olabilir ve var zannedilen bir çok sorunda halledilmiş olabilir. Bu nedenle uyumsuz bir çift psikoterapi içerikli birkaç görüşmeden sonra tamamen düzelebilirler.

RUHSAL ETKENLERE YÖNELİK TEDAVİLER

Bu tip tedaviler önceleri marital tedavinin parçası iken giderek bağımsızlaşıp seks terapi (cinsel terapi) adını aldı. Cinsel terapi günümüzdeki kullanımıyla cinsel sorunları olan çiftlere uygulanan bir tür bilişsel davranış tedavisi olarak kabul edilebilir. Tedavi başarısında, uygulanan yöntemin ve terapistin profesyonel becerisinin olduğu kadar çiftin tedaviye uyumunun, düzelme istek ve çabasının da rolü vardır. Tedavi şekilleri, bireysel psikoterapi, çift tedavisi, grup terapi, kendi kendine yardım programları, minimal terapist kontaktı ile terapi olarak sıralanabilir.

1970 öncesi, psikoseksüel işlev bozukluğunun tedavisi bireysel psikoterapiydi. Klasik psikodinamik teoriye göre seksüel yetersizliğin kökünde erken gelişim dönemi çatışmaları yatar ve cinsel, bozukluk yaygınlaşmış duygusal bozulmanın bir kısmının tedavi edilmesidir. Tedavide, bilinç dışı çatışmaların ortaya çıkarılması, motivasyon, fantezi ve değişik bireyler arası güçlükler üzerinde durulur. Bu yaklaşım cinsel işlev bozukluğunun tedavisini tam olarak sağlayamamış ve sorunun düzelmesi için davranışçı tekniklere ihtiyaç duyulmuştur. Davranışçı yaklaşımlar; çifte yönelik cinsel terapi (dual-seks terapi) davranış tedavisi, grup tedavisi ve hipnoterapidir. Ayrıca davranışçı tekniklerle psikanalizin birleştirilmesiyle oluşan analitik yönelimli seks terapisi de tedavide uygulanabilmektedir.

CİNSEL İŞLEV BOZUKLUĞU TEDAVİSİ-ÇİFTE YÖNELİK

Masters ve Johnson tarafından geliştirilen bir yöntemdir. Bu yöntemde eşlerle ayrı ayrı görüşülür. Bazı araştırıcılar, görüşmecilerin aynı cinsten olmasını yeğlerler. Görüşmede eşlerin her birinin geçmiş cinsel yaşamları, cinsel yaşamdan ve eşlerinden beklentileri, eşleri ile ilişkilerinin özellikleri araştırılır. Çiftin ilişkisinin uyumu, cinsel sorunlarının niteliği ve boyutları, eşlerin beklentilerine uygun bir değişimin gerçekleşebilirliği değerlendirilir. İlk görüşme aşamasından başlayarak tüm tedavi süreci boyunca en önemli güçlük insanların cinsel konuları konuşmakta çektikleri sıkıntıdır. Çifte cinselliğin doğal ve gerekli olduğu, çektikleri sıkıntının olağan ve herkes tarafından yaşanabilecek bir sıkıntı olduğu anlatılır. Ayrıca, cinsellik üzerine konuşma alışkanlığı olmayan kişilerin, sorunlarını tanımlayacak sözcükleri bulamamaları da beklenir. Hastaların sıklıkla kullandıkları “olmadı”, “başarısız oldum”, “normal değildi” gibi tanımlamalar sorunun niteliğine ilişkin hiç bir bilgi içermez. Bu aşamada karşımızdakini sosyokültürel düzeyine uygun ortak bir dil bularak cinsel işlev aşamalarına yönelik ayrıntılı sorular sorar ve sorunu net olarak anlarız.

Çiftle ön görüşmeler tamamlandıktan sonra terapist cinsel sorunun niteliksel ve niceliksel boyutlarını içeren bir tanımlamasını her iki eş için de yapar. Bütün davranış tedavilerinde olduğu gibi sorun alanları belirlendikten sonra, tedavi hedefleri çiftle birlikte saptanır. Görece kısa bir tedavi olan cinsel terapide, çiftin tedavinin anlamını, basamaklarını ve hedefini kavrayıp paylaşması büyük önem taşır, çiftin tedaviye katılımını arttırır ve direnci azaltır. Kuramsal olarak cinsel terapinin hedefi, davranış değişikliği, bilişsel (kognitif) yeniden yapılanma ve fizyolojik yanıtın değiştirilmesi olarak tanımlanabilir.

Çifte tedavi programına ilişkin ayrıntılı bilgi verilir. cinsel ilişkide ve tedavi sürecinde karşılıklı sorumlulukları olduğu ve sonucu kendi katılımı ile çabalarının belirleyeceği anlatılır. Bir tür ön anlaşma yapılarak tedavi sürecinde cinsel yaşamlarına özel bir önem vermeleri, ev uygulamaları için gerekli koşulları sağlamaları istenir.

Bütün davranış tedavilerinde olduğu gibi seks terapide de terapist tedavi sürecinde etkin rol alır. Terapistin yönlendiriciliği tedavinin başlarında daha belirginken tedavi sürecinin sonuna doğru giderek azalır ve terapist danışman konumuna geçer. Çiftin genel ve cinsel iletişimi geliştirilirken bir yandan da özel teknikler öğretilmeye başlanır. Çifte cinsel ilişkinin birleşme ve orgazmdan ibaret mekanik bir olay olmadığını göstermek için cinselliğin odağı cinsel organlardan tüm bedene yayılır. Bu çerçevede bir bakış açısı yerleştirebilmek için beklentileri ve alışılmış hedefleri ortadan kaldıran hatta yasaklayan ödevler verilir. Ev ödevleri duyumsal keşif (sensate focus) dönemiyle başlar. Çifte cinsel isteğini belli etme, ilişkiyi başlatma, eşinin cinsel isteğini reddetme durumlarına uygun ifade yolları geliştirmeleri için yardım edilir. Eşler arasındaki cinsel yaklaşımlarda esneklik ve değişkenlik sağlanmalıdır. Genelde seks terapinin yapısı hiyerarşik bir duyarsızlaştırma içerir. Bu temel yapı üzerinde her cinsel işlev bozukluğuna özel teknikler öğretilir.

Prematür ejakulasyon için Masters Ve Johnson’ın “Squeeze-Sıkıştırma tekniği veya Semans’ın “stop-start, dur-başla” tekniği kullanılır. Kaplan’ ın vurguladığı gibi prematür ejakulasyon niceliksel terimlerle tanımlanamaz. Önemli olan süre değil ejakulatuar refleks üzerinde istemli denetim olup olmamasıdır. Ejakulatuar denetim, refleks olarak ejakulasyon ortaya çıkmadan yüksek uyarılma düzeylerinin tolere edilebilmesidir. Tedavi, ejakulasyondan hemen önceki duyumların farkındalığını sağlayarak ejakulasyonu denetlemeyi öğretmeyi amaçlar .
Erektil sorunların tedavisi, performans beklentilerini ve anksiyeteyi azaltmaya ve yeterli cinsel uyarılmayı sağlamaya odaklanmıştır. Ön sevişmenin süresi ve çeşitliliği arttırılır, kadının etkin katılımı sağlanır. Duyumsal keşif sırasında spontan ereksiyonlar ortaya çıktığında bunlar paradoksal olarak sıkıştırma tekniği ile yok edilebilir. Amaç her iki eşin de ereksiyonun oluşabileceğine inanmasının ve güven kazanmasının sağlanması ve ereksiyon olmadan da zevk alabileceklerinin öğretilmesidir. Zor vakalarda bunun için sabah veya uyku ereksiyonu da kullanılabilir.

Davranışçı terapistler, cinsel işlev bozukluğunu öğrenilmiş uyumsuz davranış olarak kabul ederler. Davranışçı yaklaşımlar başlangıçta fobilerin tedavisinde kullanılmaktaydı. Cinsel işlev bozukluğu vakaları da cinsel ilişki fobisi olan hastalar olarak değerlendirilir.

Geleneksel teknikler kullanılarak, hastada anksiyete yaratan durumlar hiyerarşik bir düzen içinde sıralanır. Standart bir sistematik duyarsızlaştırma programı izlenerek hastanın anksiyetenin üstesinden gelmesi sağlanır.

Bu program, anksiyete doğuran öğrenilmiş yanıtın, anksiyete karşıtı cesaret verici davranışlarla engellenmesi esasına dayanır. Tedaviye en az anksiyete uyandıran durumun hayal edilmesi ile başlanır ve adım adım en fazla anksiyete uyandıran duruma ulaşılır. Hastanın cinsel ihtiyaçlarını korkmadan ve açıkça ifade etmesi açısından destekleyici yaklaşımların kullanılması da faydalıdır. Hastanın evde uygulamasına yönelik cinsel etkinlik ödevleri verilebilir ve geçmişte en çok hoşlanılan ve başarıyla uygulanan etkinlikler en yukarıda yer almak üzere hiyerarşik bir düzen kurulabilir.

Hastanın cinsel partnerinin duyarsızlaştırma programına katılımı ile tedavi şekli biraz değiştirilebilir. Bu durumda,hastanın tedavi seanslarında elde ettiği kazançları evde cinsel etkinliğe dönüştürmesine yardım edebilecek işbirliği yapan bir partnere gerek vardır.

GRUP TERAPİSİ

Grup tedavi yöntemleri,cinsel bozukluğu olan hastalarda hem intrapsişik hem de bireyler arası sorunları araştırmak için kullanılmaktadır. Terapi grubu belli cinsel sorunlar hakkında suçluluk, sıkıntı ve utanç duyan hastalar için kuvvetli bir destek sağlar. Böyle bir oturum cinsel mitlerin engellenmesi, yanlış kavramların düzeltilmesi ve cinsel anatomi,fizyoloji ve davranış şekillerine yönelik doğru bilgilerin sağlanması açısından yararlıdır.

Cinsel bozuklukların tedavisine yönelik gruplar bir kaç şekilde oluşturulabilir. Grup üyelerinin hepsi aynı cinsel sorunu paylaşabilirler;cinsiyetleri aynı, cinsel sorunları farklı üyeler olabilirler;ya da gruplar farklı cinsel sorunları olan kadın ve erkeklerden oluşabilir. Grup terapisi birincil tedavi şekli olabilir veya diğer tedavi şekillerine ek olarak sürdürülebilir.

HİPNOTERAPİ

Hipnozun başarı ile uygulanması ile hasta , benlik saygısını azaltan ve psikolojik dengeyi bozan cinsel işlev bozukluğunun üstesinden gelebilir. Başlangıçta nonhipnotik seanslar yardımı ile güvenli bir doktor hasta ilişkisi kurulur, hasta açısından fıziksel ve psikolojik rahatlama sağlanır ve karşılıklı olarak tedavi hedefleri belirlenir. Bu süre içinde terapist hastanın trans kapasitesini değerlendirir. Nonhipnotik seanslar klinisyene, hipnoterapiye başlamadan önce ayrıntılı bir psikiyatrik öykü alma ve mental durum değerlendirmesi yapma fırsatı da verir. Tedavinin odak noktasını semptomun giderilmesi ve davranış değişiklikleri oluşturur. Trans durumundaki hasta,her zamanki gerçeklik algısı ile uyumlu olmayan düşünceleri benimsemeye eğilimlidir. Hastaya, anksiyete doğuran durumla başa çıkabilmesi için alternatif yollar gösterilir. Hipnoz altında davranışçı,bilişsel teknikler uygulanır

Prematür ejakulasyon için Masters Ve Johnson’ın “Squeeze-Sıkıştırma tekniği veya Semans’ın “stop-start, dur-başla” tekniği kullanılır. Kaplan’ ın vurguladığı gibi prematür ejakulasyon niceliksel terimlerle tanımlanamaz. Önemli olan süre değil ejakulatuar refleks üzerinde istemli denetim olup olmamasıdır. Ejakulatuar denetim, refleks olarak ejakulasyon ortaya çıkmadan yüksek uyarılma düzeylerinin tolere edilebilmesidir. Tedavi, ejakulasyondan hemen önceki duyumların farkındalığını sağlayarak ejakulasyonu denetlemeyi öğretmeyi amaçlar

CİNSEL İŞLEV BOZUKLUĞUNDA DİĞER TEDAVİ YÖNTEMLERİ

ANALİTİK YÖNELİMLİ

Psikodinamik ve psikanalitik yönelimli psikoterapi ile birlikte cinsel terapinin uygulanması, cinsel işlev bozukluklarına eşlik eden psikopatolojisi olan hastaların tedavisinde kullanılabilecek en etkin yöntemlerden biridir. Bu tedavi yöntemi,azalmış cinsel istek bozukluğu olan hastalar için de uygundur. İç görü-yönelimli terapi,sıklıkla sorunun kökünde yatan intrapsişik çatışmalar ya da bireyler arası ilişkilerdeki sorunlarla başa çıkmada hastaya yardımcı olur.

İNTRAKAVERNOZ İNJEKSİYON

Organik kökenli cinsel işlev bozukluklarının tedavisinde amaç esas hastalığın tedavisi olmakla birlikte cinsel sorunların sadece küçük bir kısmı bu yolla düzelebilir. Bu sebeple penis protez cerrahisi, intrakavernöz enjeksiyon tedavisi gibi özel tedavi yöntemleri geliştirilmiştir. Altta yatan nedene bağlı olarak damar cerrahisi de tedavide kullanılmaktadır.(16)


Vazo aktif maddelerin corpus cavernosum’a tanı amacı ile enjeksiyonu sonucunda geliştirilmiştir. Son yıllarda Papaverin, Fenoksibenzamin, Prostaglandin E ve bu maddelerin karışımı tedavi amacı ile de kullanılmaktadır. İlaca bağlı olarak enjeksiyondan bir kaç dakika sonra ortaya çıkan ve yarım saat kadar süren ereksiyon yanıtı oluşur. Birincil endikasyonu (Esas kullanım alanı), penis kanlanmasında bozulmaya neden olan nörojenik ve vasküler(özellikle arteriyel) hastalıkların yol açtığı erektil disfonksiyonlardır. Enjeksiyon yöntemi öğretilerek hastanın tedaviyi kendi kendine uygulaması sağlanabilir. Komplikasyonlar nadir gibi gözükse de priapizm gelişebileceğinden oldukça düşündürücüdür. Daha uzun sürede ortaya çıkabilecek bir başka yan etki de corpus cavernosumda oluşabilecek fıbrotik değişikliklerdir. Yakın zamanda yeni bir endikasyon alanı olarak psişik kaynaklı kronik erektil disfonksiyon üzerinde tartışılmaktadır. Bunun kuramsal temeli, enjeksiyonlar yardımı ile performans anksiyetesine bağlı olarak gelişen kısır döngünün kırılabileceği görüşüdür. Yavaş yavaş arttırılan enjeksiyon miktarı ile hastanın ereksiyon oluşabileceğine dair kaybolan güveni yeniden kazandırılır.

DAMAR CERRAHİSİ GİRİŞİMLERİ

Yıllardan beri uygulanmaktadır. Alt ekstremitelerdeki iskemik hastalıklar nedeniyle aorta-iliac damarlarda yapılan ameliyatlardan etkileyici sonuçlar alınmaktadır. Endarterektomilerden sonra hem iskemik belirtilerde hem de cinsel işlev bozukluklarında düzelmeler gözlenmektedir. Bu girişimler damar cerrahisinde rutin olarak uygulanan işlemlerdir. Buna karşın penil damar anastomozları (örneğin Arteria epigastrica inferior ile Arteria dorsalis penis arasında) gibi cerrahi girişimler sadece bazı özel merkezlerde gerçekleştirilebilmektedir.

PROTEZ CERRAHİSİ

Erkeklerde görülen cinsel işlev bozukluklarında kullanılan en eski cerrahi tedavi şeklidir. Son zamanlarda yarı sert,eğilebilir,şişirilebilir protezler geliştirilmiştir. Eskiden organik kökenli, geri dönüşümsüz bütün erektil disfonksiyonlar bu yöntemin endikasyon alanı içerisindeydi. Gelişen intrakavernöz enjeksiyon tedavisi ve damar cerrahisi yöntemleri sayesinde penis protezlerinin endikasyon alanı daralarak yakın bir gelecekte corpus cavernosum’un geri dönüşümsüz hasarına yol açan travmatik penis yaralanmaları ile sınırlı kalacaktır.

Protez cerrahisi ve intrakavernöz enjeksiyon tedavisi ile yapay ereksiyonlar elde edilmektedir. Bazı hastaların cinsel partnerleri ,özellikle bu konuda önceden bilgilendirilmemiş iseler bu yapay cinselliği reddetmektedir. Bu nedenle enjeksiyon tedavisi ya da protez uygulanması düşünülen hastaların eşlerine mutlaka danışmanlık verilmelidir.

TECAVÜZ VE CİNSEL TACİZDE RUHSAL DURUM

Tecavüz gönülsüz bir kurbanı zorla cinsel bir eğleme katmaktır. Genellikle bu eylem cinsel birleşmedir. Bununla birlikte anal birleşme ve oral sex te tecavüz sayılır.

Tecavüz, kurbanın hemen her zaman fiziksel zarar görmeyle tehdit edildiği yaşamı tehlikeye sokan bir deneyimdir.

Tecavüzleri % 50 sinden fazlasının yetkililere bildirilmediği dikkate alındığında bu insanların da tedavi olmadıklarını düşünmek yanlış olmaz sanırım.

Tecavüz temelde cinsel bir yaklaşma eyleminden çok vahşi bir aşağılanma eylemidir. Tecavüz edenle edilen arasındaki temel etkileşim ise fiziksel egemenlik ve boyun eğme ilişkisidir. Bu durumdaki kurbanın çektiği çaresizlik hissinden cinsel tatmin olma oranı aslında sanılanın ötesinde çok azdır. Bazen tecavüzcü cinsel anlamda yetersiz de olabilir ve bu gibi durumlarda tecavüzcüler şiddet dahi kullanabilirler.

Tecavüzcülerin neredeyse tümü erkek ve mağdurların tümüne yakın bir kısmı kadındır.

Hem tecavüz hem de cinsel taciz kurbanlarının tipik tepkileri utanç,aşağılanma, sıkıntı hissi, şaşkınlık ve öfkedir. Bir çok kurban yaşadıkları durumdan bizzat kendilerinin sorumlu olup olmadığını ve saldırıyı bir şekilde kendilerinin davet edip etmediklerini sorgularlar.

Uzun vadede depresyon , travma sonrası stres bozukluğu ve sıkıntı ile giden bir çok rahatsızlık ortaya çıkabilir. Ancak yerinde psikolojik destek ve yardım bu durumları önlemek için önemlidir. Böyle bir duruma maruz kalan kişide aşağıdaki belirtilere dikkat etmek ve tedbir almakta fayda vardır.

Yaşanılan deneyimin tekrar yaşanıyormuş gibi olması (flashback)

Deneyimle aşırı zihinsel meşguliyet,

Kendini bir türlü temizleyemediği korkusu,

İzlenme yada yalnız kalma korkusu,

Saldırırın olduğu yere geri dönme korkusu,

Kabuslar,

Uykusuzluk,

Yeme alışkanlıklarında değişimler,

Baş ağrıları

Bulantı ve kusmalar,

Hasta cinsel ilişkiye girmekten kaçınabilir veya vajinismus gelişebilir.


Bu durumlar tedavi edilmediği taktirde yaşam boyu silinmeyen izler bırakacak bir ruhsal sorun halini alabilir

CİNSEL SORUNLAR NEDEN OLUR? GENEL YAKLAŞIM

Cinsel İşlev Bozukluklarının Oluşmasında Rol Oynayan Etkenler

GEÇMİŞTEKİ ETKENLER

A-PSİKOLOJİK ETKENLE
1 - Din
2 - Eşcinsellik
3 - Düşmanlık
4 - Diğer cinsel işlev bozuklukluları

B-EVLİLİK SORUNLARI
C-CİNSEL TRAVMA


ŞİMDİKİ ETKENLER
1- Hastalıklar
2- Cerrahi
3- Cinsel bilgi ve beceri yetersizliği
4- Cinsellik hakkında yanlış bilgilenme
5- Anksiyete
6- Depresyon


SOSYOKÜLTÜREL FAKTÖRLER

Aile gelenek, görenek ve tutumu hastanın o andaki durumu ile paralel olmayabilir ve hastanın o andaki inançları ve davranışlarında oldukça güçlü etkileri vardır.

CİNSEL TUTUM VE DEĞERLER

Hayatın erken dönemlerinde oluşan tutumlar, şimdiki davranıştan zevk alabilme yeteneğini etkileyebilir. Aile, cinselliğin pis olduğu yaklaşımında olabilir, elle tatmini cezalandırabilir. Bütün bunlar kişide suçluluk duygusu uyandırır. Diğer çok sık rastlanan örnekler arasında, tutkunun hayvani bir şey olduğunun ifade edilmesi ve erkek-kadın arasında çifte standardın vurgulanması sayılabilir.

DİNİ İNANÇLAR

Bazı dinlerde cinsel aktiviteye çeşitli sınırlamalar getirilmeye çalışılır. Örneğin; cinselliğin sadece üremek için olduğu, zevkin kötü bir şey olduğu ifade edilir.


ERKEN ERİŞKİNLİK DÖNEMİNDE TRAVMA

Örnek olarak; kişiyi cinsel açıdan zor duruma sokabilen yeteri kadar bilginin ve deneyimin olmaması, anksiyete (sıkıntı) yaratan koşullarda alelacele yaşanan cinsel yakınlaşma, yasak sevi (insest-aile içi bireylerle cinsellik deneyimi.) ve cinsel kötüye kullanım (sanılandan daha fazladır) verilebilir. 


CİNSEL SORUNA SEBEP OLARAK ANKSİYETE

Genelde en sık görülen etiolojik faktördür ve kaynağı ne olursa olsun cinsel yanıta eşlik eden haz hissini engeller. Erkekte görülen psişik kaynaklı cinsel işlev bozukluklarının çoğunluğu fobik bir özellik taşır. Bu bozukluklar korkunun “kendi kendini güçlendiren düzeneği” ile süreklilik kazanırlar. Cinsel davranış zincirinde bir bozulma yoksa erotik durumlarda önce karşılıklı yakınlaşma belirir ve yavaş yavaş cinsel uyarılma gelişir. Okşama ve ön sevişmeye varan bedensel yakınlaşma sonuçta cinsel ilişki ve orgazma yol açar. Cinsel ilişki sonrası rahatlama ve mutluluk duyguları, yani olumlu bir yaşantı ile cinsel davranış sonlanır. Olumlu biten bir davranış biçimi (zinciri) tekrarlanma eğilimindedir. Öğrenme kuramına göre cinsel davranış biçimi böylece bozulmadan sürdürülür. Bozulmuş cinsel davranışta da karşılıklı yakınlaşma sonucunda erotizm gelişebilir. Ancak mesleki veya kişisel kaygılar ya da rahatsızlık verici başka olaylar gibi herhangi bir nedenle, bunu izlemesi gereken uyarılma kesintiye uğrar ve cinsel etkinlik oluşmaz. Cinsel davranış hoş olmayan bir biçimde, çoğunlukla hayal kırıklığı ve gerginlikle, yani olumsuz bir yaşantı ile son bulur. Anksiyete cinsel uyarılmanın fızyolojik antagonisti olduğundan, yinelenen cinsel deneyimlerde aynı olumsuz duyguların yaşanacağı korkusu ile uyarılma oluşmaz. Böylece bir kısır döngü oluşur ve performans anksiyetesi cinsel işlev bozukluğunun sürmesine neden olur. Partnerin de hayal kırıklığına uğraması hastanın performans anksiyetesini arttırır. Sıkıntı verici bu durumdan kurtulmak için hasta cinsellikten kaçınmaya başlar. Bunun sonucunda ise çoğunlukla bir başka çatışmaya düşer. Kaçınma davranışı kendisine rahatlama sağlarken partneri tarafından belki de “artık istenmediği” şeklinde yorumlanmaktadır. Böylece eşler arası çatışmalar başlar ve performans anksiyetesi giderek kuvvetlenir. Bu fobik kısır döngü, diğer etiolojik etkenlerden bağımsız olarak bütün cinsel işlev bozukluklarının etiolojisinde yer alır. Fakat kişilik özelliklerine bağlı olarak bireyler üzerinde değişik derecelerde etkili olur.

EŞLER ARASI İLİŞKİNİN CİNSEL SORUNLARA ETKİSİ

Cinsel partnerler arasındaki ilişki cinselliğide etkeiler. Ancak genelde diğer etiolojik faktörlerle bağlantılıdır.

KIZGINLIK

Kızgınlık aktif ya da pasif olabilir. Eşe karşı duyulan düşmanlık; cinsel etkinlik öncesi baskı ve gerilim yaratılarak, cinsel etkinliği başlatmak için uygunsuz bir zaman seçilerek (özellikle eşi huzursuz edecek bir zaman), fiziksel veya psikolojik açıdan kendini eşine karşı itici göstererek (örneğin; temizliği önemsememe, fiziksel temastan kaçınma, başkaları varken aile üyeleri ya da eşe sözel saldırıda bulunma) veya eşin cinsel isteğini geçiştirmek için bahaneler bulunarak (örneğin; yorgunluktan yakınma, bedensel hastalık taklidi yapma, televizyon seyretme veya kitap okumayı tercih etme) ifade edilebilir.

GÜVEN KAYBI

Eşler,cinsel ya da diğer yönlerden yaptıkları herhangi bir şeyin kendilerine karşı koz olarak kullanılabileceğini düşünebilirler. Eşlerden birisinin istemediği bilinen cinsel etkinliklerde ısrarcı olmak da güven kaybına yol açabilir.

GÜÇ ÇATIŞMALARI

Bir çok tatminkar ilişki, eşlerden birinin kontrolün kendinde olmasını istemesiyle bozulur. Eşin isteklerine karşı pasif bir direnç gelişir. Güç kazanmak ya da sürdürmek için bazı yöntemler uygulanır. Bunlar, cinsel ihtiyaçlar karşılanmadığında tatili, parayı vb. kısıtlama tehditlerini, ilişkiyi ya da evliliği sonlandırma tehditlerini, ve eşe karşı saldırı veya intihar tehditlerini içerir.

CİNSEL EŞLE CİNSELLİK HAKKINDA İLETİŞİM EKSİKLİĞİ

Neyin hoş olduğu konusundaki iletişim eksikliği sıklıkla gerçekdışı beklentilerin sonucudur. Bu şu şekilde açıklanabilir; “Gerçekten bana ilgi gösterseydin, benim neden hoşlandığımı bilirdin”. İstenenin ya da tercih edilenin eşler arasında konuşulmaması cinsel etkinlikte tatminsizliğe yol açar ve bu durum yıllarca devam edebilir. Bazı klinisyenler tarafından “düşünce okunması” olarak adlandırılan bu tarz bir iletişim sorunu, pek çok çiftin yaşamlarının diğer anlarında geliştirdikleri bir alışkanlıktır. Yaralanmaktan ya da diğer kişinin egosunu yaralamaktan korkan her birey partnerinin ne istediğine kendisi karar vermeye çalışır.

CİNSEL KILAVUZ DÜŞÜNCENİN GELİŞTİRİLMESİ

Bu, cinsel davranış için özgül bir reçetenin olduğuna ve bunu adım adım izlemenin cinsel doyuma ulaştıracağına inanmaktır. Eşler, cinsel yaşamlarındaki tatminsizliğin sevişmenin doğru yolunu bilmediklerinden kaynaklandığına karar verirler.

CİNSEL SORUNLARDA EĞİTSEL VE BİLİŞSEL FAKTÖRLER

ERKEN ÖĞRENİLEN DENEYİMLERCinsellik hakkında bilgi kaynakları (aile, diğer yetişkinler ) ön yargılı alışkanlıkların ve gerçek dışı beklentilerin yerleşmesine neden olabilir. Erken öğrenilmiş bu deneyimler, daha sonraki cinsel davranışı büyük ölçüde etkileyebilir.

CİNSEL BİLGİSİZLİK

Örneğin; partnerin uyarılmasını sağlayacak davranışta bulunmamak , bunun cinsel etkinlikteki rolünün önemini bilmemeye bağlı olabilir.

CİNSEL MİTLERE İNANMA

Toplumumuzda konuşmanın tabu olduğu cinsel konularda insanların kendi aralarında konuşmalarından yada çıkarsamalarından geliştirdikleri bir takım inançlar vardır.  Bunlar çoğunluklada yanlış veya eks****. Bu nedenle bu mevzuları daha bilimsel bir platformda konuşmak ve insanları aydınlatmak gerekir. Cinsel mitler dediğimiz bu tür yanlış inanışlar ve kabullenmeler zaman zaman cinsel işlev  bozukluklarına bile sebep olabilmektedir. Bu sitede bu konularda yazarak sizleri aydınlatmaya çalışacağım.

a-CİNSEL ROL BEKLENTİLERİ

Cinsel etkinliği erkeğin başlattığı, erkeklerin daha deneyimli oldukları ve durumun kontrolünü ellerinde tutmazlarsa kolaylıkla öfkelenebilecekleri,kadınların uysal oldukları, cinsel etkinlikten katılımcı olarak hoşlanmadıkları ve sadece doğum kontrolünden sorumlu oldukları şeklindeki stereotipik inanışlardır. Bu inanışlar, cinsel işlev bozukluklarına yol açan önemli sorunlardır ve yaygın olarak bulunur.

b-YAŞ VE GÖRÜNÜM HAKKINDA MİTLER

Yaşlı, çekici olmayan veya sakat kişilerin cinsel etkinlik açısından yetersiz veya ilgisiz olduklarına veya partner bulamayacaklarına ilişkin mitler vardır. Bu sınıflamalardan her hangi birine girdiğine inanan kişiler ya da bu grupta yer alan kişiler ya da tekrarlayan şekilde bu grup içinde bırakılan kişiler “anormal” olarak düşünülecekleri korkusuyla cinsel etkinlikten kaçınırlar.

c-UYGUNSUZ CİNSEL ETKİNLİĞE AİT MİTLER

Uygunsuz cinsel etkinlik hakkında insanların güçlü inançları vardır. (örneğin; menstrüasyon esnasında cinsel etkinlik ya da elle genital uyarılmaya karşı tabular)


d-CİNSEL CESARET HAKKINDA MİTLER
Örneğin; penis boyunun cinsel güç ya da cesaret için belirleyici olduğu inanışı, küçük göğüslü kadınların kadınlıklarının yetersiz olduğu ya da çocuklarını emziremeyecekleri inanışı ve belirli bir yaşta ejakulasyon kapasitesinin azalacağı gibi inanışlardır. Elle doyum hakkındaki mitler; cinsel yeterliliği azaltacağı, homoseksüel eğilimlere yol açacağı ya da akıl hastalığına yol açacağı şeklindedir.

e-ERKEK HER AN CİNSEL ETKİNLİĞE HAZIR OLMALIDIR

Bu inanışa göre erkeklerin her an cinsel ilişkiye hazır olmaları gerektiğine inanılır ve bu inanışta beklentiyi artırır.  Ve kişinin başarısızlık kaygısı ile beklentisinin yüksek olmasına sebep olur. Böyle bir beklenti ile bir kez başarısız bile olunsa bu başarısızlığın ardından sonraki cinsel ilişkilerde kaygı düzeyini artırır. Böylece tıpkı sınavlar öncesinde yaşanan performans gösterme kaygısına benzer bir şekilde heyecan ve sıkıntı duyulur. Bu durumda çoğunlukla başarısızlığa sebep olur.

İşte bu beklenti yanlış bir beklentidir ve yok    yere sıkıntıları artırmanın dışında başka bir işe yaramaz. Herkes o anki fizyolojik durumuna göre ereksiyonda zorlanabilir. Ereksiyonun her an gerçekleşmesi gerektiği beklentisi yanlıştır. Ve zaman zaman ciddi sıkıntılar a sebep olabilir.

f-MASTURBASYON KÖTÜDÜR

Mastürbasyon kötüdür. Bu düşünce Viktorya döneminde mastürbasyon yapanların kötü yada deli olacağına ait söylemlerin ve makalelerin etkisinde ortaya çıkmıştır. Tarihte bu konu günahla ilişkilendirilmiştir. Pek çok kişi bu konuyu konuşmaktan bile kaçınır. Bu konuda sağlık sorunlarına yol açacağı, aşırı mastürbasyonun kişiyi bedensel  anlamda zorlayacağı psikolojisini bozacağı söylenir. Olayın günah boyutu ilahiyatçıların tartışacağı bir konudur. Ancak sağlık boyutu ile alakalı kısmını tartışmamız gerekir.

Mastürbasyon yapmak kişinin aklına bir zarar vermez ancak mastürbasyonun düşüncesi ve uygulamasına yönelik uğraşlar dışında başka bir düşüncesi olmamak patlojiktir. Yani günün önemli bir kısmında mastürbasyon düşüncesi varlığı ve normal yaşamında sorunlar oluşturmaya başlaması hali hastalık olarak değerlendirilir. Ancak mastürbasyonun cinsel yaşamdaki ayrı yerini de kabul etmek gerekir. Evli bir insanın (erkek yada kadın) cinsel yaşamının tümünü bozacak şekilde aşırı mastürbasyon  yapmak bir sorundur. Ancak zaman zaman cinsel yaşamın renklendirilmesinde faydalı olabilir.

Yani mastürbasyon yapan sapık değildir ancak sınırını iyi bilmek gerekir. Her şeyin abartılısı ruh sağlığını da beden sağlığını da bozabilir.

Kaldı ki bazı cinsel sorunların tedavisinde mastürbasyon haz almayı öğrenme için bir yöntem olarak kullanılmaktadır. Cinsel kısıtlanma mastürbasyonda da olursa zaten bilgisizlikten kaynaklanan cinsel sorunlara  bir yenisi daha eklenir.



MENOPOZ

Yaş yetmiş iş bitmemiş.

Uzmanlık eğitimim yıllarında klinik şefimizin duvarında bir tablo vardı. Üzerinde “yaş yetmiş, işler müthiş” yazardı. Önceleri bunu tamamen cinselik üzerine yorumlayan biz asistanlar tayfası hocanın altmışı geçmiş yaşı üzerine espriler yapardık. Aslında yaşın ilerlemesiyle bazı fizyolojik kayıplar tamamen normal insani durumlardır. Önemli olan bu kayıpları minimalize edecek şekilde aktif yaşlanmayı sağlamaktır.

Aktif yaşlanma süreci belki de kişinin ergenlikten sonraki dönemlerinde başlar. Ve en önemlisi de olgunluk döneminde yavaş yavaş aktif bir yaşlılığa hazırlanmaktan geçer. Emekliliği köşesine çekilerek ölümü bekleme ya da yalnızca ibadetle geçirme zamanı olarak algılayan insanımız belli bir yaştan sonra hızlı bir çöküşe geçmektedir.Yetilerini yitirmekte hem fizyolojik olarak hem de psikolojik olarak hızla yaşlanmaktadır. Bunun önüne geçilebilir mi? Bu mümkün olan ama kişinin tek başına üstesinden gelemeyeceği bir süreçtir de aslında. Kurumsal yapılaşma ve mantığın geliştirilmesi gerekir.

Burada kadınlarımızdan bahsetmek istiyorum. Yıllar yılı işinde çalışan, evinin annesi, kadını olan, üreten, anne olan kadın bir gün menopoz denen bir döneme gelir. O dönemle birlikte kadının en büyük sermayesi olan doğurganlık ve üretkenliğin somut ifadesi olan adetler sona erer. Bu sona eriş yalnızca yumurtlamanın bitmesi değil aynı zamanda kadının üretkenliğinin de bittiği şeklinde yorumlanır. Bu kadının kendisi ve çevresi tarafından da böyle algılanır. Aslında bu dönem çoğunlukla çocukların yuvadan ayrıldığı (evlendiği, okumak için gittiği ya da kendi yaşamını kurduğu) döneme denk gelir. Bu denk gelişle kadın üretkenliğin bittiği yada artık bir işe yaramadığı duygusu ile farklı bir dönem yaşamaya başlar.

Kadın son adetlerini gördüğü aylar ve yıllar içerisinde fizyolojik değişimlerin etkisi ile de gergin, sinirli ve ateş basmaları ile giden sıkıntılı bir dönem yaşıyordur. İşte bu günlerde bütün bunların üst üste gelmesi ile kadınlarımızın sorunlu dönemi başlamış olur. Bunu önlemenin bir takım yolları geliştirilmeye çalışılmaktadır. İlaç tedavileri ve diğer yöntemler işin tamamen tıbbi boyutudur elbette. Ancak birde bireysel yapılabilecekler vardır ki en az ilaç kadar önemlidir. En başta gelen kişinin kendisini bu duruma hazırlamasıdır. Belli bir yaşta karşılaşacaklarımıza hazır olmamız gerekir. Psikolojik olarak hazır olmak, kendine yapacak işler bulmak, bir hobi edinmek, bir sivil toplum kuruluşunda aktif görev almak, belki de kendinden sonrakiler için kalıcı bir şeyler yapmanın getireceği rahatlama ile işin psikolojik zorlanma boyutu aşılacaktır.

Tabi ki bu işin birde kurumsal boyutu vardır ki yaş ortalaması giderek artan bir dünyada aktif yaşlanma sürecini sağlamak, yaşlıların bilgi görgü ve tecrübesinden yararlanacak bir sistemi kurmanın gerekliliği aşikardır. Bugün batıda artan yaş ortalaması ile birlikte ikinci üniversitesini okuyan ve altmışlı, yetmişli yaşlarında halen aktif iş hayatında olan insanların sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. Bu tamamen aktif yaşlanmanın bir yaşam tarzı haline getirilmesi sürecidir.